YELEKLİ OLMAK

  • Yazının Tarihi: 22 Nisan 2014
  • Yazar: RUHİ SOYLAMIŞ
  • Yazarın bu yazısı 1589 defa okundu.
  • Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

YELEKLİ OLMAK

Ankaralı olmak,Adanalı olmak,Urfalı olmak ne demektir ? Orada
doğmuş, büyümüş olmak mıdır bir yerli olmak ? Oraların havasını solumak suyunu
içmek midir bir yerli olmak ? İnsan bir sokağa,bir semte ait olabilir.Doğma
büyüme oralıysa,eli bastonlu ihtiyarını,yeni doğmuş bebeğini adına kadar
tanıyorsa, tozlu yollarını,kaldırım taşlarını binlerce defa tepelemişse,çelik-
çomak oyununu oralarda oynamışsa, teklifsiz tekellüfsüz o yörenin tüm evlerine
girip çıkmışsa, evlerin odalarına kadar her bir köşesini avucunun içi gibi
biliyorsa o kişi yerlidir.Bugün varmıdır böyle bir kişi,bugün kalmış mıdır
kendine özgü böyle bir yer ? Kentler allak bullak,sokaklar karman
çorman,oralarda yaşayanların suratı bir karış asık,geçim derdine düşmüş, kimi
doğma büyüme oralı, kimi Anadolu’nun hangi köyünden geldiğini bile unutmuş
varoşların tuhaf insanları… Şu bir gerçektir ki bugün şuralı buralı olmak
kalkmıştır.Çağ bunu getirmiştir ama bir yere ait olma duygusunu da alıp
götürmüştür. Biraz abartılı ama ”insanlığı” götürmüştür,kovmuştur
adeta.Çocukluğunu gençliğini,konu komşuyu, bağını,bostanını, dağını, taşını alıp
götürmüştür. Oysa ki  ”insan” birazda bu gidenlerle insandır.

        Çağın kaçınılmaz bu gerçekliğine rağmen ”Yelekli olmak” vardır bugün. Her gün Yelek sitesine
giriyor,gelen iletileri tek tek okuyorum.Ve görüyorum ki hâlâ ”Yelekli
olanlar” var, hala oraya dönmek isteyenler var. Satır aralarına sıkışmış
sözcüklerde ben bunları görüyorum.Nasıl olmasın ki, çocukluğunuYapı’da
Pamuklu’da Dap’ın önünde, Beypınarı’ nda geçmişse benim Yeleklimin, Aladere
yollarında çarık eskitmişse benim gibi,Kara Sıddık’ın Çanak’ında öküz
otlatmışsa, Nasip’in çayırından geçmişse yüzlerce defa, Uzun Öz’de öküz
sulamışsa büyükleriyle birlikte pekmez için ak toprak almaya gitmişse Ağpınar’a,
düğünlerde halay çekenleri seyretmiş, sonra halayın son ucuna tutunmuşsa,
zurnanın acayip sesiyle keyiflenmiş,davulun tokmağıyla yüreği küt küt atmışsa
nasıl,nasıl nasıl Yelekli olmaz,nasıl Yelek’e dönmek istemez, benim
yeğenlerim,arkadaşlarım,onların çocukları ?

        Yazları Amanosların denizle birleştiği yerde yaşıyorum. Kırk yedi senedir de milyonluk
geçti günlerim. İstanbul’da, Ankara’da geçti tahsil hayatımın bir bölümü.
Kırkbeş senedir Gaziantep’teyim. Burada geniş bir çevrem var.  Nereye gitsem
izzet-i ikram görürüm.Ama, ama hiç mutlu değilim buralarda.Herkes beni Antepli
bilir. Fakat ben hala Yelekli Elvan’ım.Çünkü mayam Yelek’in suyuyla yoğuruldu.
Ciğerlerimi Büvelekçoğunun, Kavak’ın, Akpınar’ın, Ciyalık’ın, Karalık’ın
tertemiz havasıyla yıkadım ben. Bakır rengi Yelek akşamlarında güneşin batışını
seyrettim Ciyalık’ın tepesinde. Çiğdem toplamaya gittim ağabeylerimin
arkadaşlarıyla Ufakkaya’ya. Göğtaşlar’ın ötesinde Topaktaş’a bakan yamaçta
İskenderle, Şemsettinle, Ömerle, Hüseyinle, Topal Şevket’in rahmetli Nafiz ile,
Kör Eyüp’ün Hakkı’yla merdiveni kızak yapıp kızak kaydım dondurucu Yelek
kışlarında. Kağnı gıcırtılarıyla yürüdüm tozlu yollarda. Düven sürdüm harman
yerlerinde,bağ bozumlarını yaşadım Karalık’ta. Sınırsız özgürlüğü yaşadım bağ
bozumlarında. Malı davarı istediğin yere bırak kimse bişey demez. Ne varki o
mevsimlerde köyde düğünler başlar, davul zurna sesleri duyulur ama malını
davarını başı boş bırakıp köye gidemezsin. En büyük sıkıntımız o olurdu biz
çobanların. Herkesler eğlenirken düğünde, sen yazıda yabanda, malın davarın
peşinde kalmaya mecburdun. Rahmetli Emin’in Arap’da olurdu oralarda. Fakat
yalvarıp yakarmak para etmezdi ona ”Hadi gidin! Ben göz kulak olurum
davarlarınıza.” demezdi. Tek çare biraz erken gelmekti köye akşam üstü. Bu kez
de büyüklerden korkardık erken getirdiniz malı davarı diye. Tek özgürlüğümüz
vardı o günlerde Yelekte : Ufukalara bakmak. Bak bakabildiğin kadar engin
ufuklara. Ciyalık’tan bakarsan açık havalarda Erciyes’i görürsün,
Hasandağı’nı,Aliöğlez’i görürsün. Aşağılarda  Kızılmarık’ın gümüş yaylar çizerek
Hİrfanlı’ya doğru uzadığını izlersin. Sonra tepeler, tepeler…Ciyalık’la başlar
batı yakasının dağları tepeleri… Çıplak, çorak, verimsiz, kel tepeler…
Beypınarı’yla başlar değişik toprak yapısı; taa Uzundere’ye ve güneyini kaplar
Yelek’in tarlaları,kimisi ekilmiş,kimisi nadasa bırakılmış siyah herkler… Ve
yer yer ağaç kümeleri…Ve yer yer uzayıp köye kadar inen söğüt,kavak,zerdali
bahçeleri…Ve köyün karşısında Yamaç! Hiç değişmeyen, değişmesini de asla
istedemediğim Yamaç… Mavışlar’ın tarlasının üstünden bekçi taşı. Benim
hayalimdeki, anılarımdaki Yelek bu. Hiç değişmeyen dekoruyla Yelek bu! Kerpiç
evleri,tozlu yolları, güneşten, soğuktan yanmış insanlarıyla Yelek bu. Acı
baharla, tarlalara koşan, dondurucu soğuklarda evlerine kapanan emekçi Yelek bu.
Üç-dört ay kar altında yatan, hastasını kağnıyla Kaman’daki Doktor Fincancıoğlu’na taşıyan, bir kış mevsiminde kızamık hastalığına kırk iki can veren, değişik giyeceği olmayan o nedenle çarşafa sarınıp çeşmede çamaşır yıkayan, onu da kurutamadan giyen kadınlarıyla kızlarıyla Yelek bu! O insanlara nasıl saygı duyulmaz, o insanlar nasıl özlenmez?

Elvan ATAY

Ahmet Kâların Duran ve Ramazan’ın Kardeşi

Ahmet Kaların Abdurrahman’ın oğlu – Gaziantep

Anahtar Kelime:

Bu yazıya 2 Yorum Yapıldı.

  • Rafet Coban
    9 Şubat 2015 08:53

    Elvan Abimiz.ölümünden kisa bir süre öncesinde..o Kadar özlemini dile getiriyordu ki. her seferinde yelekden bahsediyor .gecmisi o Kadar güzel anlatiyordu ki ! hep büyüklerimiz anlatirlardi Toprak ceker diye..sanirim Elvan abininkide Toprak cekmesiymis….Mekani Cennet olsun…

  • ramazan atay
    20 Haziran 2015 10:23

    seni tanımaktan gurur duyduğum insan;mekanın cennet olsun.köye özlemini ne güzel dile getirmişsin.insan uzakta olunca anlıyor.inşallah senin izinden yürürüz.seni asla unutmayacağım.

Bir Yorum Yazın

VEFAT HABERLERİ

TAKVİM

Temmuz 2026
P S Ç P C C P
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031