Neşet ERTAŞ’ın Hayatı

  • Yazının Tarihi: 17 Mayıs 2015
  • Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Neşet Ertaş

 (1938  ÇiçekdağıKırşehir – 25 Eylül 2012, İzmir), Türk halk ozanı ve halk müziği şarkıcısı. Abdallık geleneğinin son büyük temsilcisi. Yaşar Kemal, Ertaş’ı “bozkırın tezenesi” olarak adlandırmıştır.

Çocukluk dönemi

Babası saz ustası Muharrem Ertaş, annesi Döne Ertaş’tır. Annesinin ölümünden sonra babası ve kardeşleriyle birlikte köye yerleşmişlerdir ve çocukluğu bu köyde geçmiştir.[2]

Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı. Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile bunu şu şekilde ifade eder; “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.[3].

SANAT HAYATI

Neşet Ertaş, 1957 yılının sonunda İstanbul‘a gelerek Şen Çalar Plak’ta ilk plağını “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” adı ile babası Muharrem Ertaş’a ait bir türküyle çıkardı. Halk tarafından çok beğenilen bu plağı ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip eder. Daha sonra Neşet Ertaş Ankara‘ya yerleşir. Burada yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine Almanya‘ya gider. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya’da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul‘da verdiği konserle sahne hayatına geri dönmüştür.

Demirel zamanında kendisine sunulan ‘devlet sanatçılığı’ ünvanını; “O dönem Süleyman Demirel Cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, ‘hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor’ diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.” diyerek geri çevirmiştir

Halk ozanı Neşet Ertaş, Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığı döneminde kendisine verilmek istenen devlet sanatçısı unvanını, bütün sanatçıların aynı zamanda devletin sanatçısı olduğu gerekçesiyle kabul etmediğini söyledi. 

Yokluk içinde başlayıp sazı ve sözü sayesinde zirveye çıkan bir hayat onunki. Köklerine bağlı ve ilkeli, yalnız ve duygusal ama her şeyden önemlisi oldukça mütevazı bir hayat. 

Neşet Ertaş, kimilerine göre sazın ve sözün üstadı, kimilerine göre yüzyıllardır devam eden abdal geleneğinin en ünlü temsilcisi. Yazar Yaşar Kemal onu “Bozkırın Tezenesi” olarak tanımlarken, O ise bütün ününe ve imkanına rağmen, hala kendisini “garip” olarak tanımlamaya devam ediyor. 

72’nci yaşına yeni girdiğini, ufak tefek problemleri dışında sağlığının iyi olduğunu belirterek söze başlıyor büyük usta. Ardından da Türkiye özleminin sona erdiğini Almanya’dan yurda kesin dönüş yaptığını, çoğunlukla İzmir’de arada sırada da İstanbul’da kaldığını söylüyor. 

Eskiler soruldukça, önce gözleri parıldıyor ardından da derinlere dalıp anlatmaya başlıyor Ertaş: 

“Yoksulluk içinde bir çocukluk yaşadım. Ailemin geçimini babam, 
düğünlerde çalgıcılık yaparak sağlardı. Ben de 5-6 yaşından itibaren onunla düğünlere gitmeye başladım. Okul yüzü görmedim, düğünler benim okulumdu. Çünkü babam sazla ilgili evde bir şey söylemezdi. Düğünlerde babamın tavrına hareketlerine dikkat ederdim, onun saz çalma stilini çözmeye çalışırdım.” 

Baba mesleği olan düğün çalgıcılığını 14 yaşına kadar yaptığını, ilk plağını ise 15 yaşında seslendirdiğini dile getiren Ertaş, babasının duygularıyla yoğrulduğunu ve onun nakşının hala üzerinde olduğunu, sanat hayatının geride kalan kısmına dönüp baktığında hiçbir pişmanlığının bulunmadığını, dinleyicilerine türkünün her renginden verdiğini söyledi. 

Duygunun verilmesini istiyor 
Yaklaşık 56 yıllık sanat hayatında eserlerinde adını ve soyadını hiç kullanmadığını, kendisini hiç bir zaman ozan ya da aşık olarak da nitelemediğini vurgulayan Ertaş, şöyle devam etti: 

“Ayaklar turabı gönüller hizmetçisiyiz biz. Zeki Müren’den bugüne kadar sanatçı olup da benim türkülerimi söylemeyen kalmadı. Kimseye sen ’şunu da eksik yaptın’ demedim. Kendini bilen bilir, kendini bilmeyenin de ben kusuruna bakmam. Bunun için bir şey söylemiyorum. Beni rahatsız eden tek şey eserlerimin aynı duygularla söylenmemesi ve sözlerinin eksik söylenmesi. Bir türkünün aslını dinlemek isteyen varsa ben buradayım hala yaşıyorum. Benim türkülerimi herkes söyleyebilir. Tek şartım sözünü tam söylesinler, sazını tam çalsınlar ve duygusunu hissetsinler. Bir tek bunu istiyorum.” 

Özel kararname hazırlatıldı 

Kendisine gösterilen ilginin ve sevginin hiçbir zaman azalmadığını bunun kendisini ayakta tutan en önemli güç olduğunu ifade eden Ertaş, ilginin devlet sanatçısı unvanı teklif edilerek devlet nezdinde de gösterildiğini bildirdi. 

57. Hükümetin devlet bakanlarından Ramazan Mirzaoğlu’nun kendisine devlet sanatçısı unvanı verilmesi için özel bir kararname hazırlattığını belirterek, şöyle konuştu: 

“O dönem Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, ’hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor’ diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım. Bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım.” 

Kimseyi küstürmemek için… 

Sanatçıların politik olabileceğini ama kendisinin hayatının hiçbir döneminde politik olmadığını, tek görüşünün birlik, sevgi ve kardeşlik olduğunu ifade eden Ertaş, şöyle devam etti: 

“Ömrü hayatımda bir kez bile oy kullanmadım. Gençlik zamanlarımda bir kez sandık başına gideyim dedim, oy vermediğim tarafları karşıma alacağımı düşünerek yolun yarısından geri döndüm. İnsan ayrımı yapamadığım için oy kullanmıyorum. Çünkü oy verince insan ayrımı yapabileceğim düşüncesine kapılıyorum. Sağcının da solcunun da davetine giderim. Bu Neşet Ertaş’ın tarzıdır. Çünkü nereye gidersem gideyim ben kendi teklifimi söylerim. Zamanında siyasetle ilgili çok teklifler geldi ama ben istemedim. Sayın cumhurbaşkanımızdan özür diliyorum ama beni cumhurbaşkanı seçseler bile kabul etmem.” 

Sanat hayatındaki tek sitemi 

Ertaş, sanat hayatı boyunca hayranları sayesinde birçok mutluluğu tatma fırsatı bulduğunu, yapmak istediği her şeyi yaptığını ama TRT’de program yapamadığını ifade ederek, şunları söyledi: 

“Ben ve benim gibilere TRT kapısını tam olarak açmadığı için özel 
kanallardaki şov sanatçılarının yanında programlara çıkmak zorunda kalıyoruz. Bizim vergilerimizle yayın yapan TRT, benim gibi sanatçıları sadece bir programda konuk etmekle kalmamalı, devamlı bir program vermeli. Sazı ve sözü dinlenir ozanlar o programda dönüşümlü olarak yer alırsa, bu sayede sesleri yeni nesillere direkt ulaşabilir. Bu nedenle TRT’den şikayetçiyim, hayatımda çok isteyip dolmayan şey budur herhalde.” (aa)

 Halk bu tavra destek vermiş ve Neşet Ertaş adeta yaşayan bir efsane olmuştur.  Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında yapılan ulusal envanterlerden Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanterine alınarak  kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüş, bağlamadaki tavrı ve türküleri konservatuarlarda ders olarak okutulmuştur. Hayatı ve eserleri Doç. Dr. Erol Parlak tarafından iki ciltlik bir kitap halinde yayımlanmıştır.

25 Eylül 2012 tarihinde İzmir’de tedavi gördüğü hastanede ileri evrede prostat kanseri nedeniyle yaşamını yitirmiştir.

 Ah yalan dünyada, yalan dünyada, yalandan yüzüme gülen dünyada… Bu unutulmaz sözlerin sahibi, Türk halk müziği bestecisi, söz yazarı, yorumcu, ünlü halk ozanı Neşet Ertaş, dün sabah 74 yaşında hayata veda etti. 15 gündür kanser tedavisi gören Ertaş’ın cenazesi Kırşehir’deki Bağbaşı Mezarlığı’nda babası Muharrem Ertaş’ın yanında toprağa verilecek.

İzmir’de özel bir hastanenin onkoloji servisinde 15 gündür kanser tedavisi gören Türk halk müziğinin usta sesi Neşet Ertaş, 25 Eylül sabahı saat 08:45 sularında hayatını kaybetti. Sanatçı önceki gün ise “primer hastalığı” yoğun bakım servisine kaldırılmıştı.

KIRŞEHİR’DE TOPRAĞA VERİLECEK

Tedavi gördüğü hastanede dün sabah vefat eden  sanatçı Neşet Ertaş’ın cenazesi, memleketi Kırşehir’e götürülmek üzere Ankara’ya  gönderildi.

Karşıyaka’daki hastaneden sabah saat 04.30’da alınan cenazeyi, az sayıda  seveni uğurladı. Sevenleri, cenaze aracının ayrılışı sırasında kısa bir süre  büyük usta için alkış tuttu. Ertaş’ın ailesi ve yakınları da, hastaneye ait bir  minibüsle cenaze aracını takip etti.

Akrabası Metin Taplak’ın bindiği cenaze aracı havalimanı öncesinde,  Ertaş’ın Karabağlar ilçesi Yunus Emre Mahallesi’ndeki evinin bulunduğu sokağın yakınından geçirildi. 

Adnan Menderes Havalimanı’nın kargo bölümüne getirilen Ertaş’ın  cenazesini, oğlu Hüseyin Ertaş ve yakınları indirdi. Ozanın ailesi ve yakınları VIP’den geçiş yaparak uçağa bindi. THY’ye ait tarifeli uçak saat 07.00’de havalandı. Ertaş’ın cenazesi, Ankara’dan karayoluyla,  Kırşehir’e götürülerek  Ahi Evran Camii’nden cenaze namazı kılınarak Bağbaşındaki merkez mezarlığın da  babası Muharrem Ertaş’ın yanına defnedilmiştir. 

Kaynakça (Vikipedi)

Anahtar Kelime:

Bir Yorum Yazın

VEFAT HABERLERİ

TAKVİM

Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031