YELEK’TE ESKİ KÖY ODALARI VE ÂDETLERİMİZ

Cep telefonu daha yeni; televizyonun, hatta radyonun ve de
köylerde kahvehanelerin bulunmadığı zamanlarda; otomobiller, doğru düzgün
yolların olmadığı 1940 lı 1950 li yıllarda, insanların toplanıp sosyal ve
ekonomik sorunlarının tartışıldığı, haber ve bilgi iletişimin yapıldığı “köy
odaları”, vardı. Bu odaların en tanınmışı, Kaman’ın Yelek Kasabasından
(o zamanları köyünden) Hatıpların Abdurahman Kâanın (Abdurahman Kulaksız) ın köy
odası, Topal İbişin Oda (İbiş Demirhan), Kara Sıddık’ın (Sıddık Kaplan), Topal
İbrahim’in (İbrahim Kulaksız), Kel Apığın odası (Abdurahman Atay) vb
Köy odaları, köylerin sosyal yaşantısının en yoğun, etkin olduğu,
insanların toplanıp doyumsuz sohbetlerin yaptığı tek yeri, binası idi. Köy
odası, o köyün, mahallenin gurur duyacağı adeta bir halk okulu gibi sayılırdı.
Ayrıca köy odaları, köyde misafir severlik töremizi yaşatmada, köy odalarının
misafir ağırlamaktaki işlevi nedeni ile köyde misafirlerin ağırlandığı bedava
bir otel görevi de yapardı.
“Köy odaları geleneği XIII. asırda Anadolu Selçukluları zamanında
Ahi Evran tarafından kurulan Fütüvvet ve Ahilik Teşkilatı ile devam etmiştir. Bu
sistemi günümüze kadar devam ettiren hayır ve kültür merkezleri köy odalarıdır.
Bu mekânlar eskiden beri İslamiyet’in ve toplum kült ürürünün yayılmasına hizmet
etmiştir. Anadolu’da birçok kervan yollarına, hatta ıssız bozkırlara yapılan
kervansaraylar da, yolcular için aynı işlevi yapardı.
Köye gelen garip, yolcu, misafir, tacir, çoban, deveci, çerçi
gibi insanlar hiç çekinmeden ilk buldukları köy odasına misafir olurlar. Allah
rızası için parasız yiyip, içerler istirahat ederler. Hayvanı için de yem saman
verilir. Oda sahibi için de bu çok büyük bir onurdur. Babadan oğula vasiyet
edilir;”Odaya gelen misafire iyi bak.”diye… Anadolu köylerinde odalar sosyal
dayanışmayı sağlar. Köy odaları Türk konukseverliğinin en güzel örnekleriydi.
Yolculukların yaya, hayvan sırtında, veya at arabası ile yapıldığı devirlerde,
hele kış mevsimlerindeki uzun seferlerde gecelemek, konaklamak için elbette emin
bir yere ihtiyaç vardı. Atalarımız, köy odaları ve kervansaraylarla insanlara,
yolculara yardım etmeyi kendilerine bir görev saymışlar; çünkü gün olur
kendileri de uzak yerlere gidip yolcu olacaktı.
Köy odaları sadaka-i cariye (Öldükten sonra sevap hanesine
devamlı sevap yazılan) olup, köyde hali vakti yerinde olan kişiler tarafından
yaptırılan İslami hayır kurumlarıdır. Oda sahibi oda nın işletilmesine büyük bir
itina gösterir. Odasını erkenden açar oturur. Temizliğini yapar, sobasını yakar.
Daha sonra konu komşu da gelmeye başlar. Çaylar kahveler içilir. Odanın
dolabında her an çay ve kahve takımı ve yatak-yorgan hazır bulunur.
Kurban ve Ramazan bayramlarında da odalar açık bulundurulur.
Komşular odada topluca yemek yerler. Gençler köydeki bütün odaları gezerek odada
bulunan büyüklerin ellerini öperler.
Komşulardan bir cenaze olduğu zaman da oda açılır. Orada
toplanılır. Taziyeler orada kabul edilir. Cenaze sahibinin üzüntüsünden yemek
hazırlayamayacağı düşüncesiyle her evden sinilerle yemek getirilerek odada
yenilir. Artık üç dört gün aynı şekilde odada kalınır.
Oda sahibinin veya yakın komşunun düğünü olacağı zaman da oda
açılır, hazırlanır. Düğün bitinceye kadar oda düğün odası olur. Erkekler düğün
odasında eğlenir, yemekler yenilir. Düğün bitince oda yine temizlenir, eski
fonksiyonunu kazanır.
Köy odalarında her zaman bir oturma adabı vardır. Odaya gelen
kişi kapıdan girince “Selam’ün Aleyküm” diyerek, ayakkabılarını çıkarıp geçer
oturur. Yaş olarak büyükse odanın yukarısına oturur, küçükse aşağıya oturur.
Odada bulunanlar hepsi teker teker “Aleyküm-Selam”dan sonra“Merhaba” derler.
Veya “Cümleten merhaba” denir. Gençler her zaman aşağıda kapıya yakın otururlar.
Büyükler su filan isteyince hemen su ikram ederler,hizmet ederler.İyice yaşı
küçükler ağzı kara(Konuşulan mevzuları başka yerde anlatır) diye odaya kabul
edilmez bile…Gençler ise kendi yaş grupları ile başka bir köy odasında
otururlar. Odada oturulurken edep hiçbir zaman terkedilmez derli toplu
oturulur, diz çökerek veya bağdaş kurulur.
Köy odaları köylüler için en önemli eğlence merkezidir. Uzun kış
gecelerinde köy odalarında muhabbet bol olur. Fincan oynanır, yüzük saklanır.
Oyunlar sergilenir. Zaman zaman yemesine içmesine bahisler tutulur. Yenilir
içilir… Soğuk veya yağışlı havalarda oda cemaati camiye gidemediği zaman,
cemaatle namaz kılınır, oda caminin yerini tutar.Ayrıca köy imamı ve ya dini
bilgisi bulunan büyükler oda halkına bu odalarda vaaz ü nasihat ederler.
Âşıklık geleneğinin yaygın olduğu devirlerde köye gelen âşıklar köy odasında
konaklayıp, atışmalar yaparlardı. Köy odalarının bir başka faydası ise
erkeklerin evden uzaklaşmasını sağlar. Böylece hanımlar da kendi aralarında daha
rahat oturup sohbet ederler. Evde oturan, odaya pek gitmeyen erkekler
ayıplanır,”Karı gibi hanımların içerisinde ne oturuyon?” denir. Kadınlar da“Ha
odaya kalk git de biz de rahat rahat işimize bakalım hay len.” Derler”.(Tırnak
içindeki bu bölüm bir internet sitesinden alıntıdır)
Eskiden 19540-50 lere kadar, yüz haneli bir köyde 10-15 köy
odasının olduğu ve şimdilerde artık hiç bulunmayan köy odalarında, köyün veya
mahallenin insanları, kahvehane olmadığı için, orada toplanırlar, (adeta
toplanmak için can atarlar), her türlü sorunları orada tartışırlar, orada
hallederlerdi. Köy Odası aynı zamanda bir muhtar evi, muhtar odası işlevini de
görür, köyün bütün sorunları orada konuşulurdu. Genellikle muhtarın veya bir
yakınının köy odası olurdu. Devletin köye duyurusu, köyün ve köylünün her türlü
sorunları, emir ve yenilikler orada konuşulup tartışılır, halka duyurulur,
karara bağlanırdı. Sanki köyün bir hükümet binası, resmi binası, kültür evi
gibi, bir halk okulu idi. Köye gelen, tahsildar, memurlar, jandarma, uzaklardan
gelen misafirler köy odalarında ağırlandığı, köyün bedava bir oteli idi, eski
devrin köy odaları.
Komşuların bağına, tarlasına, ekinine, sebzesine, hayvanına
veya başka bir eşya ve malına, sebzesine, ekinine köyden biri tarafından zarar
verilmiş; kızı kaçmış, koyunu çalınmış, kavga edenler vb şikâyetçi muhtara
bildirilir. Muhtar da ihtiyar heyeti ve ileri gelenleri ilgili köy odasına
toplar. Şikâyet eden ve edilen de köy bekçisi tarafından çağırttırılır, orada
taraflar dinlenilir, bir karara varılırdı. Zarar verene, zarar ziyan bedeli
ödettirir. Zarar belli de, zarar veren ödememekte direnirse, tarihin meşhur
cezalandırma yöntemi olan falaka uygulanır, cezalı kişi falakaya yatırılırdı. “Dayak
Cennetten çıkma” diye düşünülür, “bi güzel ıslatılırdı”(dayak
atmanın şifreli adı “ıslatma” idi. . Yaygarası
duyulmasın diye ağzına bir yağlık (mendil) bağlanır, “vur Allah vur”.
Adam “tovbe” diyene, suçunu itiraf edene kadar falaka faslı
devam ederdi.
Bunun karşılığı olarak da taraflar gizlice muhtara, bir küçük
komisyon gibi baç harç öderdi. Tabi bu işlerden devletin haberi olmaz, falakaya
kaldırılan kişiye de, “Allaha şükretki seni karakola göndermedik, yoksa
semeriynen seksene çıkar, dünya kadar da masarıf ederdin” denilir.Muhtar
ve ihtiyar heyeti sayesince hakkını
alan kişi de, muhtara küçük bir hediye verirken, muhtar ona, “sen de
Allah şükret ki iş garagola, makemiye ahsetmedi, dünya gadar masarıf ederdin,
belki bu berat ederdi” diye
övünçlü tembihlerde bulunulurdu. En sonunda iki taraf da, barıştırılır,
yatıştırılır, “Allah razi olsun, muhtar sayesinde hallettik, yoksa
gazada dünya gadar masarıf ederdik, perişan olurduk” diye
muhtara dua edilirdi. Böylece, köy adaleti yerini bulur, taraflar memnun olurdu.
Eskiler anlatırdı, Kaman’ın Yelek Kasabasında, Topal İbrahim
derler “tok gözlü doğru sözlü” köyde namlı bir kişinin köy odası vardı. Köyün
İmamlar mahallesinde bulunan bu köy odası, gelip gidenleri ağırlama yanında,
adeta bir mahkeme gibi de çalışırmış.
Kızılırmak Yayının kıvrıldığı iç kısımlarda, o zamanları Hirfanlı
Barajı ve gölü yoktu. Kaman’a bağlı olan dokuz oba diye bilinen Türkmen Köyleri
vardır. Bu köylerin yolu Kaman’a giderken mutlaka Yelek’ten geçerdi. İşte o 1940
lı yılların kıtlığında köylüler birer, ikişer, beşer şafaktan eşeklerine ya
biner, yükünü yükler saatlerce Kaman’a ulaşırlardı.
İşte adı geçen, şimdilerde kasaba olan Savcılı Büyükoba başta
olmak üzere, bütün köylerin insanları, kendi aralarında bir itilaf olduğu zaman,
işte bu Topal İbrahim’in köy odasına gelirler, sanki devletin bir mahkemesi
gibi, orada yargılanırlarmış. Bir kadı edası ile tarafları dinleyen Topal
İbrahim hükmünü verirmiş. İşin garibi, iki taraf da, 10–15 km Kaman’a
jandarmaya, mahkemeye eşeklerle gidip bir hayli zahmetle, işini uzun bir süreçte
halledeceği şüpheli bir yolculuğa ve masrafa katlanmaktansa, Topal İbrahim’in
köy odasında, hem de çabukça işlerini hallediverirlermiş. İki taraf ta, “Allah
Razi olsun bizi masarıftan, zahmetten gurtardı” diyerek dua eder, iki
taraf ta memnun, eşeklerine binip köylerine dönerlermiş. Ta o zamanları bizim
köyde adalet böylece özelleştirilmişti…
Ayrıca, köye bir sığır çobanı, bekçi, çoban mı tutulacak, bu iş
muhtar, ihtiyar heyeti huzurunda köy odasında halledilirdi.
Evlenenlerin çeyiz senetleri kız evinde yazılır, koy odasına
götürülüp sanki bir noter gibi, muhtar çeyiz senedinin altına,”işbu
çeyiz senedinin doğruluğunu, imzaların ismi yazılanlara ait olduğunu tasdik
olunur” ibaresini yazdı mı, iş tapu gibi olurdu. Güya (Allah korusun)
bir ayrılık anında bu senet kız için bir güvence idi). Tabi bu arada, çeyiz
senedini yazanın da, muhtarın da cebine, tarafların bütçesine göre işlemeli bir
çorap, işlemeli yağlık (mendil) konurdu. İşte Köy odalarının bu ve buna benzer
yararlı daha çok çeşitli sosyal işlevleri vardı.
“Hakını”(ücretini) köylülerin buğdayla ödediği, genelde köyün
yoksul, okuma yazma bilmeyen garibanlarından olan bir köy bekçisi, bir de kır
bekcisi tutulurdu. Köy bekçisi muhtarın adeta yardımcısı gibi görünür, “gel
çekice git küreğe” işleri yanında, köyün mektuplarını dağıtır, muhatara
gerekli olan insanları çağrır. Köyde postahane olmadığı için, Kaman merkezinde
PTT ye gelen mektupları “Çarşamba Bazarına” gidildiğine, muhtar,
bekçi veya tanıdık biri mektupları topluca alır, muhtara dağıtılmak üzere teslim
edilirdi. Muhtar mektupları bekçiye verir, bekçi de mektubun sahiplerine
dağıtırdı. Yelek’de uzun yıllar bekçilik yapan Veli Orman ve “Kadak Ali” lakaplı
Ali Tay, “Çona Mehmet” (Mehmet
Elmalı), Yusuf Orman meşhur okuma yazma bilmeyen bekçilerdendi (gerçi okuma
yazma bilmeyen muhtarlar bile vardı).

1950 li yıllara kadar köylere, tuz gölünden develerle
satıcılar tuz getirip satarlardı. Hatta tuzla birlikte, “başkili” denilen
taş gibi kil de satılırdı. Satılan bu kaya parçası gibi kil kırılır, ince ince
dövülüp ezilir. Bu kil, eskiden evlerde deterjan olmadığı için, çamaşır yıkamada
kullanılırdı. (Bulaşık da tezek külü ile yıkanırdı). Satılan tuz iri tuzdu. Bu
tuzu kurutup el değirmeninde (bulgur değirmeninde) çekerler, ince tuz haline
getirirlerdi.
Köye develerle kil ve tuz geldi mi, bekçiler tarafından
tellalla duyurulurdu. Bekçi minareye veya yüksekçe bir yere çıkar, bağırarak, “heyyy
ahali millet, köye duz geldi, kil geldi haberiniz ola, kilosu beş kuruş, diye
birkaç kez duyururdu. Herhalde deveciden bahşiş de alırdı.
İşte böylece tuz, kil satmaya gelen develer köye ayrı bir şenlik
ve heyecan getirirdi. Devler birbiri arkasına bağlanmış bir katar halinde,
boğazlarında bir çan, her adım atmada develerin çanları çalarak çok uzaklardan
duyulurdu. Ne hikmetse dev gibi bu hayvanlar bir eşeğe bağlı olarak eşekler
çekerdi. Köyün çocukları için develer, bu her tarafı eğri büğrü bu hayvanlar,
ayrı bir heyecandır köy için. Herkes tuzdan kilden ziyade, develerin seyrine
çıkarlardı. Deveci köyde kalacaksa, köy odasında misafir edilir, develer genişce
bir havluda “ıhh” edilip (oturtulup” orada kalırdı.
Gerçi okuma yazma bilmeyen muhtarımız da vardı. Köyde “Kel
Apık” lakaplı Abdurahman Atay muhtardı ve okuması yazması yoktu. Ama
köyde herkesin saygınlığı kazandığı için muhtar olmuştur. Mustafa Kulaksız da,
onun yıllarca kâtipliğini yapardı. Mustafa Kulaksız ki öylesine eski-yeni okuma
yazması vardı ki, çağında çok memur onun kadar okur-yazar ve bilgili, kültürlü
değildi. Akrabalardan, köyden başına bir hal gelen ona danışırdı. Eline bir
gazete geçti mi, onu son kelimesine kadar okurdu. Kendisi için, “baş
bağlar, muska yazar, “öyle
muska yazar ki deriyi yürütür” derlerdi. Bu nasıl bir şeyse…
O zamanları, ya“Alamanya’dan”ya askerden, başka gurbetten çokça
mektup gelirdi. Okuma yazma bilmeyen bekçi mektupları, muhtara, öğretmene veya
okuma yazması olan birine, dağıtacağı ev sırasına göre dizdirir, o sıraya görev
ev ev dağıtırdı. Kahvehane olmadığı köylerde bu böyle idi. Kahvehaneler açılmaya
başlanınca, mektuplar kahvehanede dağıtılırdı. Özlenen asker ve Alamanacıdan
mektup gelmişse, mektubu alan yavaşça bekçinin cebine bir bahşiş koyardı.
Kır bekçisi köyün ekin, bağ, bahçelerini yaramaz çoban ve
hayvanlara karşı korurdu. Kırlarda, tarlalarda sürekli gezen bekçinin elinde çok
sağlam meşe gibi bir ağaçtan “çekme değnek” dedikleri,
ucu delinip ponçaklı süslü iple bekçinin bileğine takılı, bir sopa taşırdı.
Herkes o sopadan yılardı. “Kurt var, hırsız var” diye,
bazı yıllar kır bekçileri tek kırma av tüfeği ile gezerlerdi. Bazen de,
bekçilere, muhtarlara zimmetli, mermileri sayılı “mavzer” denilen tüfekler de
verilirdi.
(Bekçi derken, Ben Küçükken, (sanırım 1950li yıllarda) Yelek’te
iki tane kır bekçisinin cinayete kurban gittiklerini hatırlıyorum. Yelek’te bu
son cinayetti. Kır bekçilerinden Yusuf Orman, Hilalların Memduh Çeribaşı
tarafından Çalağan’da köye getirilen su yüzünden av tüfeği ile öldürmüştü. Yine
kır bekçisi, Karaazların Çolak diye bilinen Seyfali Satılmış, bir olay nedeni
ile Memişlerin Maddi tarafından vurulmuştu. 50–60 yıl kadar önce olan bu
olaylardan sonra, Yelek’te cinayetimsi bir olay olmamıştı).
Köyün kadrosuz imamı ile bekçilerin, hatta muhtarın bile
Hakını (ücretini) köylüler öderdi. Köylük yerde herkesin harmanı vardı.
Harman-buğday- cec (Buğday yığını) zamanı güzün bekçiler( muhtarın hakını da
bekçiler toplardı), imam eşeklere binip buğday harmanlarını dolaşır. “Bereketli
olsun” diye selam verdikten
sonra, kaç çerik buğdaya anlaşılmışsa, “şu bekçi hakı, şu muhtar hakı”,
“şu da imam hakı” diyerek, bunlara buğday olarak çerikle ölçüp verirlerdi. Köyün
bir de berberi olurdu ki yıl boyu traş parası almaz, o da bir eşekle “berber
hakı” diye buğday toplardı.
Kan ter içinde harmanda çalışan çiftçiler bazen, “gel gel benimle
tarlada çalıştın sanki” diyerek
söylenirlerdi.
Şimdilerde muhtarlar maaş almaları yanında, tanzim ettikleri
belgelerle şehirlerde milyarlar kazananlara rastlanmakta. Ancak, 1960lara kadar,
muhtarların maaş alması şöyle durusun, malını mülkünü muhtarlık yolunda yiyen
muhtarlar olmuştur. Köye devletin hangi memuru gelirse gelsin, muhtarın evine
gelirdi. Köye gelen devletin memuru, muhtarın evinde ağırlanır; köyde açılış,
karşılama masrafları muhtarca karşılanırdı. Köyün onuru şerefi var diye, nesi
var nesi yok, gelenlere yedirdiği gibi, “tarla tapanı” da
satmak zorunda kalan muhtarlar olmuştur. Bu yolda, Muhtar Ferit Kulaksız köy
onur ve şerefi için birkaç tarla sattığı söylenirdi.
Köy ve muhtar odalarına değiniyorduk. Sosyal aktivitenin en yoğun
olduğu bu köy odaları, köyde adeta bir misafirhane, bir bedava otel görevini
yapardı. Uzaktan başka köylerden gelen yabancılar, mutlaka at ve eşekleri ile
köye gelirler. Köyün muhtar ve köy odasını sorar orada misafir olurlardı. Köy
odası genellikle iki katlı olur, üst kat köy odası olarak kullanılırken, alt kat
ise, gelen misafirin atı ve eşeği içindir.

Köy odasına gelen kişi, ulaşımın haberleşmenin çok az olduğu,
hatta olmadığı o zamanlarda 1940 lı 1950 li yıllarda, mutlaka az veya çok bir
haber, bir değişiklikle gelmiştir. O misafir köy odasına memnuniyetle kabul
edilir, hal hatır sorulduktan sonra çevreden anlattıkları, az veya çok meraklı
dinlenilirdi.
Köy odalarına gerek sahibi, gerek komşular gözleri gibi bakarlar,
hele komşular, sanki gerçekten ortak mal gibi köy odasının her şeyine yardımcı
olunur, kimi evinden yakacak odun, tezek yanında, misafir çok gelmişse, evlerden
yataklar getirilirdi. Gelen misafirin atı, eşeği ahıra çekilir. Sulanır,
gezdirilir, yemlenir.
Köy odalarında gelip oturmak, sohbete katılmak ayrı bir
ayrıcalıktı. Gençler asla, cemaatin arasına, sedire, halı mindere oturamazlardı.
“Tahtabaş” denilen,
girişte tahtadan yapılma bölmede otururlar, lafa söze, sohbete sorulmadıkça asla
karışamazlardı. Uzun kış gecelerinde, o tahtabaş üzerinde, kuru tahtada oturmak
bile bir sevinç kaynağı idi gençler, çocuklar için. Orada sohbeti dinlerler,
bilmedikleri bazı şeyleri, anıları öğrenirler, sözü sohbeti orada öğrenirler.
tahtabaşın yanındaki sulukta bulunan testiden su isteyene su veririler, büyükler
abdest alırken ıbrık leğeni tutup ellerine su dökerler, sobaya odun atarlar,
külünü alırlar, lambaya gaz doldururlar, misafire ve cemaate yemek getirirler
vb. Kışın merdivenlerin, dam başının karını temizlerler. Kısaca köy odasında
verilen her emri, yumuşu seve seve yerine getirirlerdi.
Köy Odalarında, genellikle dikdörtgen şeklinde olan odada,
zeminden az bir karış yukarıda, üç tarafta divan, sedir denilen, halı yastık,
minderle döşenmiş durumda olurdu. Bir dolap, dolabın içinde, cezve, kahve
fincanı, kahve, kahve değirmeni, kahve kavurma tavası, gazyağıyla çalışan
pompalı bir ocak, şeker vb eşyalar bulunurdu. Daima çoğunlukla kilitli, kilit
köy odası sahibinde dururdu. Duvarda halı, kilimler asılı olur. Tabi biraz
gösterişlisinden bir gaz lambası veya gazyağı ile yanan luks lambası daima asılı
durur. Kapının hemen girişinde sağda veya solda yüksekçe (sanki yere yatırılmış
büyükçe bir dolap gibi) tahtabaş olurdu. Tahtabaşın altında odun tezek dolu
olurdu. Kışın oradan alınıp sobada yakılırdı. Hemen bitişiğinde suluk denilen
biraz genişce, abdest alınan vekirli suyu dışarı şarıl şarıl akan bir bölme
olurdu. Orada ibrik, sabun, bir çivide asılı havlu bulunurdu.
Köşede yukarıda kocaman ve ağırca bataryalı pilleri olan bir
radyo olur, radyo da, pili bitmesin diye, ancak haberlerde ajans dinlemek için
açılırdı. Ajans saati gelirken, köstekli saatlerden saatin gelip gelmediği
kontrol edilir. Saat tam yaklaşırken, cemaat “ajansı dinleyelim susun
hele” diye uyarılınca, herkes
susar, pür dikkat ajans dinlenilirdi. Batı Bloğu, Doğu bloğu Amerika Rusya
haberleri, casuslar, Kore Savaşı, Menderes’in bilmem nerede verdiği nutuk,
Nazım Hikmet yine vatan hainliğine devam edip etmediği vb haberleri peş peşe
sıralanır. Haberin sonlarına doğru devlet radyosundan, “Vatan Cephesine” kayıt
olanlar tek tek sayılır, eğer kendi köylerinden kimseler kayıt olunmuşsa (büyük
küçük fark etmez) ondan büyük bir keyif alınırdı. Haberlerin sonunda da
Meterolojiden hava raporları okunurken, bazı sakallılar, “dürzüler
Allahın işine de karışıyorlar” diye
homurdanırken, yanındaki
de onun duyacağı şekilde, “iyi de ne hikmetse söyledikleri doğru çıkıyo” diyerek
hava raporuna ayrı bir yorum katardı. Ajans bitince hemen radyo kapatılır, oya
işlemeli örtüsü ile örtülürdü. Akşam ajansına kadar radyo pek açılmazdı. Çünkü
kocaman bataryası (pili) ya biterse, ajansı nasıl dinleyeceklerdi? Onun için,
müzik ve öteki konuşmalarda radyo hiç açılmazdı, radyonun pili- aküsü biteceği
endişesi ile .
“Halloların Bekdeş”, bazen “Dingilin Mustafa”, ajans
haberlerinden pek bir şey anlamadıklarından, bir konuda “Ne dedi bu” sorar.
Cemaatten okuması yazması, konuşması düzgün olan haberleri üstüne basa basa
yorumlar, onların anlayacağı hale getirirlerdi.
Hepsi, köy odaları ile birlikte zamanın akışında kaybolan ve
rahmete kavuşan, yaşamının gençliğinde, askerde bin bir çile acı olan bu
insanlar, denk düştükçe, kimi zaman gözyaşları içinde yaşadıkları anıları
anlatırlardı. Halloların Bekdeş’in anlattıkları anıların bazı kırıntılar
hafızamda çok azı kalmıştı. “…Gafgasya cephesindeydik, asker aç,
perişan. Sırtımızda bit hiç eksik olmazdı. Bir gün askerin biri, ölü
arhadaşının çarığını almış, kendi çarığını ıslattı, ertesi günü çarıh
yumuşayınca ateşte kızartıp deri et niyetine yidi… (Bu
anıları dinleyen hangi insan bundan etkilenmez ki, biz de dehşetle ibretle
dinlerdik)
Nedense o anılardan şu mısralar hafızamda kalmıştı:
“Tiflis’in etrafı dağdır meşedir,
İçinde oturan beydir paşadır…”
………………(.gerisini hatırlayamıyorum)
Yine bir başka gün, Dedem, (bir gazetede haberi yayınlanan,
torunu halen sağ Ali Satılmış’la bir resmini bulduk), Duran Çavuş (ki o Yelek’te
torunun torununu gören insandı) başka cephede başka anılarını anlatırdı:
“-Gutulamarede İngilizlere garşı İslâm toprağını
gorumak için çarpışıyoh. Asker aç, askere su yok, bit, hastalık askeri gırıyo
geçiriyo. Alayımızın çoğu, tüm zabitler şehit oldu. Alay gumandarı yaralı
çadırda yatıyo. Beni çağırdı.-Oğlum Duran Çavuş, alay perişan zabit erat
takviyesi olana gadar alayımız sana emanet-didi”.
Düşünebiliyor musunuz, Duran Çavuş, askerde çavuş olmuş, okuma
yazma bilmez. Okuma yazma bilmeyen bir er çavuş alay komutan vekili oluyor…
Böyle çaresiz cephelerde çarpışmış Osmanlı. Neki, Osmanlı da okuma yazma
bilmeden paşa olanlar vardı (Yedi sekiz Hasan Paşa, Toptani Esat Paşa gibi;
demek ki Osmanlıyı yıkan eğitimsizlik) O Duran Çavuş ki, tam 8 sene cepheden
cepheye savaşmış İstiklal Savaşı Gazisi bir eski askerdi.
Yine başka bir gün, kahve önünde mi, bir köy odasında mı İstiklal
Savaşı Gazisi Berber Ali anlatır:
“-…Afyonun sivrisine çıhtıh,
garşılardan toplar gümbürdüyo, (Büyük taarruz olmalı). Saçı sahalına garışmış
bir gumandar geçiyo du yanımdan. Beni görünce -oğlum Ali gel hele beni bi tıraş
et didi. Bir gayanın dibinde bir daşın üstüne gumandar oturdu. Eline bir gırıh
ayna verdim, o aynayı dutacak ben tıraş ediceğem. Elimde bir mahas bir ustura,
bir de gırıh aynam var, işde böyle bir berberdim dağ başında. Gumandara Didim,
gumandanım nasıl tıraş istiyon, İstanbul tıraşı mı istiyon, güvercingöğsü mü
olsun?… Toplar gümbürdüyo, garşıda gağnılar gıcırdıyo bir hengame… Gumandan
şöyle bir bana bahdı, ulan teres nerden biliyon bunları diye mırıldandı, -ulan
oğlum Ali bildiğin gibi yap, bura dağ başı- didi”.
Yine başka bir gün, Köy odasında mı, kahve önünde mi, veya
aynı gün Berber Ali anlatırdı: “…Kötü Yonanın yaptıklarını İzmire gide
gide neler gördük. Süngülenmiş hamile kadınlar, çocuklar, yakılmış evler,
köyler.. Depeleyi depeleyi İzmir’e girdik. Biz de yanaşdık Urum gızlarına…”
İstiklal Savaşı gazisi Berber Ali, hem berber, hem diş çeker, hem
de nalbantlık yapardı. Bir gün komşumuz bir kadının azı dişini çekerken
görmüştüm. Sonradan hatırladım, anestezi uygulamadan, kadını dakikalarca
böğürterek zorlukla dişini çekmişti. Ondan sonra dişçiden korkar olmuştum.
İşte böylece, hepimizin yaşantısında mutlaka böyle anılar vardır
sanırım.
Köy odasında namazlar birlikte kılınır. İstenirse birlikte camiye
giderler. Bazen imam gelir, nasihat ve vaizlerde bulunur.
KÖY ODASINDA “GULLUK” YİYECEĞİ:
Tahtabaşta gençler, sedirde yaşlılar otururlarken, sohbet
ilerler. Evde kuru fasulye, yanında kuru soğan bolca yenilmişse, bunun ikisi de
bağırsaklarda müthiş gaz yapar. (Hamdi Alkan’ın Gazman parodilerini
hatırlarmısınız bilmem) Bir ara boşluğunda, kimi zaman “zarrrt” bazen “cızzzt”
diye osurup gaz kaçırır. Eğer gençlerden biri yapmışsa, “git ulan
gulluğunu getir” diyerek
osuran genci eve gönderirler; eğer bu işi daha yaşlıdan kimseler yapmışsa, onu
da “haydı bahalım ağa gullunu getir, diyerek eve
gönderilirdi.”
Cemaatte osursan kişiye “gulluk” denilen ve yiyecek getirme
cezası verilirdi. Gulluk getirmek için evine giden kişi utana sıkıla ev
halkına, “gulluk götürmem gerekiyo” veya “gulluk
istiyolar” demişse, ev halkı
bilir ki, o kişi cematte osurmuştur. Evdeki kadınlar bıyıklarının altından
gülerler, ama hemen hazırlığa başlarlar. Bilirler ki köy odasında köyün seçkin
insanları “gulluk” istiyor. Ya bir kalbur mısır patlatırlar, ya
samanlıkta karpuz, kavun, ayva, elma, üzüm Allah ne verdiyse özene bezene,
bütçelerine göre çerez tatlıvari yiyeceği hazırlayıp köy odasına kadar tepsi ile
götürürler. Köy odasındaki cemaat neşe içinde “gulluk”
yiyeceğini yerler, topluca ölmüşlere ekene, dikene dua ederler, ama bu gaz
çıkarma olayına hiç kimse değinip onu utandırmazlardı. “Sadece anangil,
sizinkiler soğan ekerken osurmuş demek ki”, diye hafiften espri
yaparlar. Ancak karpuz, kavun gelmişse, cemaate göre dilimlere ayrılır, herkese
kabuklu dilimler verilirdi. Yelek Köyünün en tanınmış köy odası “Abdurahman
Ka” diye ünlenen Hatiplerin Abdurahmanın köy odası çok meşhurdu. İşte bu
kö odasına evi de yakın olan “Dingilin Mustafa” sık
sık gelirdi. Halk tabiri ile biraz tin ton alıngan bir adamdı. İşte bu “gulluk”
yiyeceği karpuz kavun diliminden buna biraz ince dilim düşmüşse, “arhadaşlar
bu benim hakkım mı” ? Bağırıp
çağırır, sussun diye, bir dilim daha verilirdi. Görüldüğü gibi, neslimiz,
köylümüz osuruktan bile kendine bir eğlence bulmuş. Şimdiki gençler sanırım, bu
“gulluk” olayını hiç bilmezler.
Aynı köy odasına “Dik Nuru” veya “Cin Bekir’in Nuru” diye
anılan sakallı sofu bir adam,(Nüri Karaçoban) yine onun da evi çok yakın olduğu
için sık sık gelirdi.(Neden “Dik Nuru”, derlerdi? Uzun boylu dimdik yürüdüğü
için öyle lakap takmışlardı). Onun gibi üç beş sofu daha gelmişse, haydın bir
“huu” çekelim diyerek “huu” çekme ayinine başlarlardı. Bu ayinde birtakım
sakallı insanlar yan yana sedir boyunca oturup vecde içinde “hu Allah
huuu Allah” diye zikir
yaparlar; hay ayağa kalkarlar, birinin elinde büyük bir def her güm dedikçe
“huuu” sesleri duvarlarda yankılanır. Bizler, gençler ve çocuklar olayı
şaşkınlıkla izlerdik.
Derken sedirde oturan birisi, Kel Mıstığa hitaben, “Ula
mıstık dışarı bir çık da bah, rüzgâr var mı, ne tarafa esiyo” diye bir
yumuş (emir) buyurur. Kel Mıstık dışarı çıkar, bir süre bekledikten sonra içeri
girer, “emmi gaba yelin boyrazı esiyo” der.
“Ulan teres ya gaba yeldir, ya poyrazdır, gaba yelin boyrazı ne ola”
deyip gülüşürlerdi.
Dik Nurunun Takma
Dişleri: Küçüklüğümün
1950–1955 yıllarının bir gününde, amcamın oğlu (şimdi astsubay emeklisi) Haydar
Kulaksız’la evimize yakın sokaktan giderken, komşumuz Dik Nuru’ya rastladık. “Ne
yapıyonuz ulan çocuklar” deyip dişlerini öne doğru çıkarınca çok korktuk; çünkü
o zamana kadar dişlerini böyle çıkaran bir adama hiç rastlamamıştık. Hele
Haydar öylesine korktu ki, “Anaaa!” diye bar bağırmaya başlayınca, Nuru Amca
gülmeye, şaka yaptığını göstermeye çalıştı. Eve gelince Haydar, dişlerini onun
gibi çıkarmaya çalıştı, ne yaptıysa kendi dişlerini onun gibi çıkaramadı. O
zaman öğrendik ki, adamın dişleri takma imiş. Dik Nuru birkaç defa Haydar’ı
korkutmaya çalıştı ise de, artık takma dişini öğrenmiştik; bu şakaya hepimiz
gülüşmeye başlayınca o da yapmaz oldu. Bu köy anımı andıkça, gülümser Nuri
Amca’yı rahmetle anarım.
Köy odalarında Peygamberin hayatını anlatan sier kitapları, Hz.
Ali’nin savaşlarını anlatan kitaplar, mevlit, bazen pehlivanların güreşlerini
anlatan vs kitaplar yanında, Muhammediye, Battal name ve Hamza name, gibi çok
değişik kitaplar okunur; odada bulunan cemaat dikkatle dinlerlerdi. O odalar
çağının gerçekten bir halk okulu idi. Uzun kış gecelerindeki köy yaşamı, köy
odalarında yaşanır giderdi.
Uzun kış gecelerindeki köy yaşamı, köy odalarında yaşanır
giderdi. O odalar çağının gerçekten bir halk okulu idi. Orada Peygamberlerin
hayatını anlatan sier kitapları yanında, Muhammediye, Battalname ve Hamzanâme,
Hz.Ali’nin savaşları gibi çok değişik kitaplar okunurdu.
Aşı kalemini nasıl
çıkardım: Köy odasında kalabalığın bol olduğu,
bizim küçüklüğümüzde ve mahallenin ilkokula, ortaokula giden çocukları ile
Hatıplanın köy odasında tahtabaşta otururken, Dik Nuru dediğimiz komşu, bu
satırları yazan bana hitaben:
“- Ula
Cavat şu aşı kalemini nasıl söktün bi annat hele” diye beni mahcup eden bir soru
sordu.
Bu soruyu, ta ortaokulu bitirene kadar, köy odasında sorar
beni çok mahcup ederdi. Olayı öğrenen cemaat de, her seferinde gülerek, “adam
olur çocuklukta öyle şeyler” diyerek, hoşgörülü düşüncelerini söylerler,
böylece geçip giderdi; bize de hoş bir seda kalırdı, zaman içinde…
Aşı Olayım: Aşı
yapılırken hiç görmemiştim. Küçüktüm, ilkokul üçüncü sınıfa mı ne gidiyordum.
Kuzu güderken, bilmeden bir aşı yaramazlığım oldu. Komşumuz “Cin Bekir’in
Nuru”nun bağının kenarında kuzuları otlatıyordum. Baktım (kendimce) bir ağacı
kesmişler, yarıp arasına iki küçük ağaç sokmuşlar, etrafını da çaputlarla
sarmışlar. Ben kendimce kızdım,-kim kocaman ağacı kesmişler, yerine de küçücük
iki ağaç dikmişler- diye düşündüm, ağaca acıdığım için, kızdım o iki ağacı
(kalemi) çekip attım. Bilmeden kalem aşısını bozmuşum.
Bağ ve aşı sahibi Dik Nuru da aşağıdan beri gelirmiş. Baktı
aşı bozulmuş, “kim yaptı ulan bu aşımı böyle”, diye
kükreyince, -ben yaptım- diye çıkıştım. “Niye yaptın ulan hergele” diye
bağırdı. Ben, “kocaman ağacı kesmişsin, oruya küçücük iki ağaç
sokmuşsun, yazık değil mi o ağaca– deyince, bana öyle bir tokat indirdi
suratıma. Oturdu, adamın bir yüzü gülüyo, bir yüzü ağlıyor. Tokadın şiddetinden
ben ağlamaya başladım. Dik Nuru, o sinirli, ben ağlarken, “ulan söyle
bakayım aşı gördün mü sen” diye
sordu. Ben de hiç görmedim deyice, sakinleşti, beni yanına çağırdı, ne işe
yaradığını, nasıl yapıldığını anlatıp aşıyı tekrar düzeltti. Ben bunu öğrenince,
verdiğim zararı da görünce, mahcubiyetten, yanağım acısından uzun süre ağladım.
Nerde bir aşı görsem, yanağımı tutar, aşıyı okşarım. Komşumuz “Cin Bekir’in
Nuru”yu rahmetle anarım.
Tahtabaşta otururken, kendi kendime, -Şu Nuru Emmi aşı olayını
Allah vere de sormasa- diye, korkardım. Ama zaman geçtikçe, ben büyüdükçe artık
önemsemez olmuştum.
Hatıpların köy odasında çay, kahve içilirdi. Bir de “Abdurahman
Kâa” nargile içerdi. Biz küçükken, hava basıncı hakkında bil edinmediğimiz
zamanlarda, nargile marpucundan sigara çeker gibi, çekildiği halde, nasıl oluyor
da o camın içindeki su çekenin ağzına gelmiyor, diye şaşar kalırdım. Su karışıp
gelmediği gibi her çekişte ateş parlayıveriridi. Su ile ateş nasıl oluyor da
birbirine karışmıyor, değmiyor diye şaşar kalır kafa yorardık.
Tahtabaşın üzerinde oturan gençlere, “Abdurahman Kaa”
“haydı uşahlar özden biraz söğüt mantarı getirin, nargilenin mantarı-yanarı
bitmiş”. Birkaç çocuk yakın ola Öz’e inip, söğüt ağacına yapışık kuru
olan söğüt mantarı keserle kazıyıp getirirler. O söğüt mantarı nargilede çok iyi
yandığını söylerlerdi. Nargile yanar, çektikçe su fokurdar, söhbet devam eder
giderdi. O söğüt mantarı hafifçe ezilince pamuk kıvamında olur (buna
“kav”denirdi), küçük bir kıvılcımla tutuşurdu. Köy çobanlarının yanında bu kav,
çakmak taşı, bir demir parçası daima bulunur; kav çakmak taşına yapışık halde
demire birkaç kez çarpınca hemen kav ateş alırdı. Buna “çoban çakmağı” derlerdi.
Kibritten neden çok çabuk ateş yakardı. Böylece köy odalarındaki anılar, insanı
başka anılara götürüyor.
Ulaşım, iletişim hızlandı, köy odaları işlevini bitirdi. Artık
Köy odaları tarih oldu, birer birer kayboldu. Gönül isterdi ki, her köyde güzel
bir köy odası, köy kültürü müzesi için, içindeki malzemeleri ve eklenecek köy
kültürü ile ilgili çok çeşitli eşyanın korunacağı, mekân olmalı idi. O kültür
değeri eşyaları kaybolmadan örnek bir köy evini, köy kültür evi veya “köy
kültürü müzesi” olarak tanzim etmeliyiz.
Âşık Feryadî bir köy odası ile izlenimlerini dizelerinde şöyle
anlatmakta:
“Bugün bir odaya eyledim nazar
Biraz büyük emme köşesi yoktur,
Karanlık yerinde fareler gezer
Lambası var emme, şişesi yoktur.
İçinde durulmaz nem ile yaştan
Sobanın tahtası bir kapak taştan
Nasıl metheyliyem mangal yok baştan
Mangal şurda dursun maşası yoktur”.
Deynek gibi ince orta direği
Eski tenekeden soba küreği
Gazinoya benzer bayan durağı
Beyası yok emme paşası yoktur.
Feryadi bu söze bilmeyen kanar
Gelen efendiler buraya iner
Her gün elli defa bu oda yanar
Oda güzel emme döşesi yoktur. Feryadî
(Sivas’lı
KÖY ODALARI VE EĞLENCELERİ
İslam’ın ilk yıllarından itibaren Allah’ın dinini diğer ülkelere
yaymak için çalışan İslam gazi ve mücahitlerinin kendilerine mesken edindikleri
mekân ve kal’elere “Ribat”, burada kalan Allah dostlarına da “Murabıt” denirdi.
Bu gelenek XIII. asırda Anadolu Selçukluları zamanında Ahi Evran tarafından
kurulan Fütüvvet ve Ahilik Teşkilatı ile devam etmiştir. Bu sistemi günümüze
kadar devam ettiren hayır ve kültür merkezleri köy odalarıdır. Bu mekânlar
eskiden beri İslamiyet’in yayılmasına hizmet etmiştir.
Anadolu’da kapısı dışarıdan kilitlenmeyip, içeriden
kilitlenebilen özellikte bir mekândır köy odaları… “Köye gelen garip, yolcu,
misafir, tacir, çoban, deveci, çerçi gibi insanlar hiç çekinmeden ilk buldukları
köy odasına misafir olurlar. Allah rızası için parasız yiyip, içerler istirahat
ederler. Hayvanı için de yem saman verilir. Oda sahibi için de bu çok büyük bir
onurdur. Babadan oğula vasiyet edilir;”Odaya gelen misafire iyi bak.”diye…
Anadolu köylerinde odalar sosyal dayanışmayı sağlar.
Köy odaları sadaka-i cariye (Öldükten sonra sevap hanesine
devamlı sevap yazılan) olup, köyde hali vakti yerinde olan kişiler tarafından
yaptırılan İslami hayır kurumlarıdır. Oda sahibi oda nın işletilmesine büyük bir
itina gösterir. Odasını erkenden açar oturur. Temizliğini yapar, sobasını yakar.
Daha sonra konu komşu da gelmeye başlar. Çaylar kahveler içilir. Odanın
dolabında her an çay ve kahve takımı ve yatak-yorgan hazır bulunur.
Kurban ve Ramazan bayramlarında da odalar açık bulundurulur.
Komşular odada topluca yemek yerler. Gençler köydeki bütün odaları gezerek odada
bulunan büyüklerin ellerini öperler.
Komşulardan bir cenaze olduğu zaman da oda açılır. Orada
toplanılır. Taziyeler orada kabul edilir. Cenaze sahibinin üzüntüsünden yemek
hazırlayamayacağı düşüncesiyle her evden sinilerle yemek getirilerek odada
yenilir. Artık üç dört gün aynı şekilde odada kalınır.
Oda sahibinin veya yakın komşunun düğünü olacağı zaman da oda
açılır, hazırlanır. Düğün bitinceye kadar oda düğün odası olur. Erkekler düğün
odasında eğlenir, yemekler yenilir. Düğün bitince oda yine temizlenir, eski
fonksiyonunu kazanır.
Köy odalarında her zaman bir oturma adabı vardır. Odaya gelen
kişi kapıdan girince “Selam’ün Aleyküm” diyerek, ayakkabılarını çıkarıp geçer
oturur. Yaş olarak büyükse odanın yukarısına oturur, küçükse aşağıya oturur.
Odada bulunanlar hepsi teker teker “Aleyküm-Selam”dan sonra“Merhaba” derler.
Veya “Cümleten merhaba” denir. Gençler her zaman aşağıda kapıya yakın otururlar.
Büyükler su filan isteyince hemen su ikram ederler, hizmet ederler. İyice yaşı
küçükler ağzı kara(Konuşulan mevzuları başka yerde anlatır) diye odaya kabul
edilmez bile… Gençler ise kendi yaş grupları ile başka bir köy odasında
otururlar. Odada oturulurken edep hiçbir zaman terkedilmez derli toplu
oturulur, diz çökerek veya bağdaş kurulur.
Köy odaları köylüler için en önemli eğlence merkezidir. Uzun kış
gecelerinde köy odalarında muhabbet bol olur. Fincan oynanır, yüzük saklanır.
Oyunlar sergilenir. Zaman zaman yemesine içmesine bahisler tutulur. Yenilir
içilir… Soğuk veya yağışlı havalarda oda cemaati camiye gidemediği zaman,
cemaatle namaz kılınır, oda caminin yerini tutar. Ayrıca köy imamı ve ya dini
bilgisi bulunan büyükler oda halkına bu odalarda vaaz ü nasihat ederler.
Âşıklık geleneğinin yaygın olduğu devirlerde köye gelen âşıklar köy odasında
konaklayıp, atışmalar yaparlardı. Köy odalarının bir başka faydası ise
erkeklerin evden uzaklaşmasını sağlar. Böylece hanımlar da kendi aralarında daha
rahat oturup sohbet ederler. Evde oturan, odaya pek gitmeyen erkekler
ayıplanır,”Karı gibi hanımların içerisinde ne oturuyon?” denir. Kadınlar da“Ha
odaya kalk git de biz de rahat rahat işimize bakalım hay len.” Derler”.
Cevat KULAKSIZ
Dileğim ve Önerim*
Bu övgüleriniz için teşekkür ederim, sevgili hemşerilerim Miladi
Satılmış ve Hanefi Maraş Bey’ler. Hepimizin köy yaşantımıza dair az çok, şöyle
böyle, acı tatlı nice anılarımız vardır. Bunları yazarak gelecek nesillere bir
belge olarak bırakabiliriz.
Ancak bu vesile ile hemen aklıma gelen bir öneride bulunmak
istiyorum. Köy odası, köy anılar derken, anlattığım köy odası anılarımdaki gibi,
Yelek’te bulunan, büyük bir oda, belediye iptal olursa, belediye binasını, Yelek
Köy Kültürü Müzesi olarak yapabilir miyiz? Görüşünüzü, katkınızı istiyorum.
Burayı çok güzel bir şekilde köy odası yaptıktan sonra, o devire
ait halı yastık, halı minder, çok eski bir radyo, fincanlar, kahve değirmeni,
dibek vb donattıktan sonra başka odalara köyde kullandığımız tarım aletleri de
sergilenebilir. Bu odada kağnıdan tutun, yaba, çarık, anadut, gelberi, düven,
meses gibi o devride çiftçilerimizin o zamanları kullandıkları her türlü tarım
alet ve malzemeleri, hatta tezek de konabilir.
Başka odada, giysiler; çarıktan kepeneğe kadar, kuntu entereden,
aynalı şafaklarına ayna takılmış gelin mankenden tutun da, her türlü eski
giysiler konabilir.
Ayrıca çok eski resimler, anılar daha aklımıza gelen, gelmeyen
her türlü kültürümüzü yansıtan türkülerden, manilerden, dualar, beddualar,
adetlerle ilgili neyimiz varsa teşhir edilebilir o müzede.
Kültür Bakanlığına da başvurulup destek, müze memuru filan da
istenebilir. Yine odanın birinin duvarlarında bütün gelip geçmiş muhtarların,
yetiştirdiğimiz önemli kişilerin resimleri, öneki anı resimleri teşhir
edilebilir.
O dediğim eşyalar, araçlar kayıp olmadan, yok olmadan şimdiden
bunları derlemekte yarar var. Belediye Başkanı Şeref Satılmış, Dernek başkanımız
Âdem Yağmur ve öteki ileri gelenler destek ve organize işinde etkili olabilir.
Ayrıca tüm hemşerilerimize de geçerli olması için bu dileğimi herkese
duyurmanızı diliyorum. Sağlık ve başarı dileğimle.
____________________________________________________________________________
* Bu
bölüm 08.05.2013 tarihinde yazarımızın isteği üzerine sonradan eklenmiştir.
Bir Yorum Yazın
VEFAT HABERLERİ
-
Merhum Adı:Hamiyet SARI
Baba adı: Osman DEMİRHAN
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Duran (ŞIKILI) ORMAN
Baba adı: Ahmet
Memleketi:
-
Merhum Adı:Mahmut ORMAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Eyüp TAY
Baba adı: Ali
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ömer GÜZEL
Baba adı: Hasan
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:GÖKŞEN GÜZEL VEFAT ETMİŞTİR
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Faruk KILIÇ
Baba adı: Yusuf
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:MEŞUDE (MEŞTE) GÜZEL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Adem SATILMIŞ
Baba adı: Ali
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Haydar KULAKSIZ
Baba adı: Mevlüt
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Güneş ÇERİBAŞI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ziya GÜZEL
Baba adı: Ramazan
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Fikret MARAŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Kemal ÇELİK
Baba adı: Mustafa
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Lütfi YAĞMUR
Baba adı: Hanifi
Memleketi: Kaman
-
Merhum Adı:Ali (ALİ KOCA) SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:HÜRÜ ÇERİBAŞI
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:NAZİK GÜZEL
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:SAYIT ÇAVUŞ VEFAT ETMİŞTİR
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:DÖNDÜ KOÇ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:GÜLLER DEMİRHAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:OSMAN KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Eyüp KULFEL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Hatice KAPLAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:BAHAR BAŞARAN (YARDIM)
Baba adı: Süleyman
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Zeliha ÇEVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Döndü YAĞMUR
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Eşe SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Burhan (Doğan) ÇERİBAŞI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Fatime ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Altuğ GÖNÇ
Baba adı: Yakup
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Elif ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Nafiye ÇELİK
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Mevlüt DEMERHEN
Baba adı: Yusuf
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Hamise KULFER
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Musa YAĞMUR
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Münevver ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:DÜRANİYE MARAŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Bahar ATAY
Baba adı: Haydar
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:BEKTAŞ ORMAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Ayşe ÇOBAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Kemal SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ahmet ÇAVUŞ
Baba adı: Sait
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:NAVGA BABA (ÇELİK)
Baba adı: Halil (Karadayı) ÇELİK
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Meryem ELMALI
Baba adı: Hasan
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Kezban (Karakız) DEMİRHAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ferişte ÖZTÜRK (ATAY)
Baba adı: Mevlüt
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ayhan DEMİRAL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Yüksel SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:MELAHAT TANRIVERDİ
Baba adı: Ahmet
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Fadime KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Cennet DEMİRHAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Münever KARAÇOBAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Hülya KARAÇOBAN
Baba adı: Hulusi
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Yaşar GÜZEL
Baba adı: HAyrettin
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Yete ÇOBAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ramazan YAĞMUR
Baba adı: Fazlı
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Cumhur ÇAVUŞ
Baba adı: Ali
Memleketi: Yelek
-
Merhum Adı:Aydın YARDIM
Baba adı: Ahmet
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Nazlı SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Gülüşan SOLAK (GÜZEL)
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Döndü (Sarı) ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Sinan SATILMIŞ
Baba adı: Yusuf
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:ÜNZİLE (ÇAVUŞ) YILDIRIM
Baba adı: Recip
Memleketi: Yelekk Köyü
-
Merhum Adı:Emsal ÇOBAN
Baba adı: Ali
Memleketi: Yelek Kjyü
-
Merhum Adı:Hilal KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelekk Köyü
-
Merhum Adı:Ümit DEMİRHAN
Baba adı: Ramazan
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Nurettin ORMAN
Baba adı: Haydar
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Üçler KULAKSIZ
Baba adı: Abbas
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Latife ORMAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Sevim SATILMIŞ
Baba adı: Ali
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Fikret KULAKSIZ
Baba adı: Abbas
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:İbrahim ÇERİBAŞI
Baba adı: İbrahim
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Gülhan KULAKSIZ
Baba adı: Kaman
Memleketi:
-
Merhum Adı:Zehra ÇOBAN
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Mehmet YAĞMUR
Baba adı: Fazlı
Memleketi: Yelek
-
Merhum Adı:Arapali ÇAVUŞ
Baba adı: Ali
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Mustafa ELMALI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Züleyha KULFEL
Baba adı: Üçler
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Sefer ÇERİBAŞI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Nermin KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Meliş (Meliha) ATAY
Baba adı: Akif
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Yusuf KULAKSIZ
Baba adı: Ahmet
Memleketi:
-
Merhum Adı:Elif MARAŞ
Baba adı: Ali
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Huriye MARAŞ
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:MUGADDER ÇERİBAŞI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Teslime DADAK
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Aslı ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Behiye ÇAVUŞ
Baba adı: Bayram
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Kazım ATAY
Baba adı: Akif
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:İSMİL KULAKSIZ
Baba adı: Hamdi
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Elvan SOLAMIŞ
Baba adı: Sıddık
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Mehmet KULAKSIZ
Baba adı: Mustafa
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Halil ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Refika ÇERİBAŞI
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:İsmail BÖREKCİ
Baba adı: İssmail
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Gülistan KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Zeliha ÇERİBAŞI
Baba adı: Ömer
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Mehmet BALLI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Yusuf FÖNÇ
Baba adı: Hanifi
Memleketi: Yelek Köyv
-
Merhum Adı:Süleyman GÜCEL
Baba adı: Yakup
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Nurcan ÇAVUŞ
Baba adı: Sefer
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Şevket ÇOBAN
Baba adı: Müştü
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Aynur KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Kazım ÇOBAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Döndü ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ziya KULFEL
Baba adı: Ali
Memleketi: Yulek KÖya
-
Merhum Adı:Nazmiye KULFEL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Sema SOYLAMIŞ
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Haydar GÜZEL
Baba adı: Ünal
Memleketi: Yelk Köyü
-
Merhum Adı:Ayşe MARAŞ
Baba adı: Aşır
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Bahar SATILMIŞ
Baba adı: Sefer
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Mahmut SATILMIŞ
Baba adı: Yusuf
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Yusuf ÇAVUŞ
Baba adı: Sıddık
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Elif ÇELİK
Baba adı: İbrahim
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Dursun ATAY
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:SULTAN (AKİFE) BALLI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:aKİFE solak
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:İsmet (Paşa) KULAKSIZ
Baba adı: Mustafa
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Adem YAĞMUR
Baba adı: İbrahim
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:ERKAN ÇOBAN
Baba adı: Hakim
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Kedın KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Gülbeyaz (Gülrengi) GÜZEL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:İbat ŞAHİN
Baba adı: Onbaşı
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Keksal ELEMAN
Baba adı: Cezayir
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Adik DEMİRHAN
Baba adı: Haydar
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Makbule YAĞMUR
Baba adı:
Memleketi: Yelek
-
Merhum Adı:Fadime DEMİRHAN
Baba adı: Ahmet
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Fadime BAYBURT
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Tülüy BALLI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Yeter DEMİRHAN
Baba adı:
Memleketi: y
-
Merhum Adı:Sevgi SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Şeref KUNÇ (GÖNÇ)
Baba adı: Halil
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Nuray ELMALI
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Hatice (Güssün) DEMİRAL
Baba adı: Veli
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Hanifi ÇAVUŞ
Baba adı: Hakkı
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Kadın KILIÇ
Baba adı: Ahmet
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Gülhanim ÇAVUŞ
Baba adı: Hacı Teffik
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Saime SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:MÜNEVVER ÇERİBAŞI
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Abdullah ÇEVUŞ
Baba adı: Arap
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Nücübe ÇOBAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Şıkılı DEMİRHAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Sultan (SATILMIŞ) ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ayşe SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Cafer COBAN
Baba adı: Duran
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Fatma KOBAN
Baba adı:
Memleketi: Kaman
-
Merhum Adı:Arifi (Latife) ORMAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Üçgül ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: yelek Köyü
-
Merhum Adı:Havva GÜZEL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Hatice SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Hatice (Nene) DEMİRHAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Abdurrahman BÖREKCİ
Baba adı: İsmail
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Şerafettin KULFEL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Gülbüzar KARAÇOBAN
Baba adı: Hacı Duran SOYLAMIŞ
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Zülbüye DEMİRCİ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Seyfalı KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Müştür ÇOBAN
Baba adı: Nazır
Memleketi:
-
Merhum Adı:Mezmine CUMALI (SOYLAMIŞ)
Baba adı: Hasan
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Güllü DEMİRHAN
Baba adı: Murat
Memleketi:
-
Merhum Adı:Emine ÇERİBAŞI
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:ECİFE (NECİK) GÜZEL VEFAT ETMİŞTİR.
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Döne KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek KÖyü
-
Merhum Adı:Muzaffer GÜZEL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Osman DEMİRHAN
Baba adı: Yusuf
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Ramazan (Bili) ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Asiye ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Fadime ORMAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Aşır SATILMIŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Erdoğan (Tahsin)
Baba adı: Şerafettin
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Fikret DEMİRHEN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Arafa TAY
Baba adı: Ali
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Celil MARAŞ
Baba adı: Ömer
Memleketi:
-
Merhum Adı:Kasım ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Zeliha DEMİRHAN
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Ayşe KULAKSIZ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Hayrettin ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Seval ATAY
Baba adı: Kazım
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Mehmet (Baler) KAHRAMAN
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Sultan BALLI (ATAY)
Baba adı: Abdurrahman ATAY
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Tahircan KULFEL
Baba adı: Duran
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Haydar ORMAN
Baba adı: Osman
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:
Baba adı:
Memleketi:
-
Merhum Adı:Serpil SATILMIŞ
Baba adı: Aşır
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Cafer ÇERİBAŞI
Baba adı: Veli
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Bayram MARAŞ
Baba adı: BAhri MARAŞ
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Zulayka ÇAVUŞ
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Emrah KULAKSIZ
Baba adı: EERdoğan KULAKSIZ
Memleketi: YELEK KÖYÜ
-
Merhum Adı:Iraz ÇELİK
Baba adı:
Memleketi: YELEK KÖYÜ
-
Merhum Adı:Latife (Nutuya) DEMİRAL
Baba adı:
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Doğan KULAKSIZ
Baba adı: Mahir
Memleketi: Yelek Köyü
-
Merhum Adı:Döndü DEMİRHAN
Baba adı:
Memleketi: Kaman-Yelek Köyü